Cadı - Hüseyin Rahmi Gürpınar
KİTABIN KONUSU
Binnaz Hanım, öldükten sonra dirilerek, ölümünden sonra hemen evlenen kocası Naşit Nefi Efendi’ye yaşamı zehir eder.
KİTABIN ANA FİKRİ
Hüseyin Rahmi’nin, metafizik bir polisiye biçiminde başlayan ,sonunda olayı akılcı bir çözüme bağlayan Cadı romanında, evlilik kurumu kadar, metafizik dünya görüşüde eleştirilmektedir.
KİTABIN ÖZETİ
Fikriye Hanım kocasını öldükten sonra, küçük kızıyla birlikte dayısının evine yerleşmiştir. Bu durumdan pek hoşnut olmayan Emine Hanım daha kocasını toprağı bile kurumadan Fikriyeyi başka biriyle birlikte evlendirip başından savamanın planlarını yapmaya koyulmuştur. Bunun için çöpçatan kadınlara bol miktar paralar adadı. Bir gün Fikriye’ye hayırlı bir kısmet bulundu.Görünürde zengin hali vakti yerinde kalem müdürü Naşit Nefi Efendi’nin iki çocuğundan sonra başka bir pürüz görünmüyordu.Ancak Fikriye’nin de küçük kızı olduğu için bu sorun pek önemli değildi.
Aslında daha büyük sorunlar ve pürüzler vardı. Naşit Efendi’nin ilk karısı Binnaz öldükten sonra ruhlar aleminden yalıya ziyaretler yapmaya başladığı rivayet ediliyordu. Buna dair çok kuvetli kanıtlar vardı. Naşit Efendi’nin ikinci karısının esrarlı bir şekilde yalının bahçesinde ölmesi, üçüncü eşininde evi terk etmesi cadı söylentilerini güçlendiriyordu. Emine Hanım bu söylentilere rağmen Fikriye’yi, Naşit Efendi ile evlendirmeye kara vermişti. Hiç bir şeyden haberi olmayan Fikriye dayısını ve yengesinin isteklerine boyun eğdi. Ancak söz kesildikten sonra dedikodular daha yoğunlaştı ve Fikriye cadı olayını duyduktan sonra sözden vazgeçti. Devamını Okuyun
Cezmi - Namık KEMAL
| Cezmi Namık KEMAL |
KİTABIN ADI : CEZMİ
KİTABIN YAZARI : NAMIK KEMAL
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İNKILAP-İSTANBUL
BASIM YILI : 1990
Kitabın Konusu
Adil Giray’ın İran ile Osmanlı arasında yapılan savaştan sonra esir düşüp, orada Perihan, Şehriyar ve Cezmi ile olan ilişkilerini anlatmaktadır.
Kitabın Özeti
Olay Sokullu Mehmet Paşa döneminde, İstanbul’ da başlar, Azerbaycan’ da, İran’ da sürüp gider ve Tebriz Sarayında sona erer.
Cezmi çok iyi bir atlı spor ustasıdır. Bu ustalığı sayesinde Ahmet Paşa ile tanışır. Ahmet Paşanın verdiği bir yemekte Cezmi’nin atlı sporda olduğu kadar şairlikte de usta olduğu anlaşılır. Şairliğinin ünüyle Nevi ile tanışır.
1570 yılında İran seferi başlar. Cezmi bu sefere gönüllü olarak katılır. Bu sefer sırasında çok ustaca ve zekice davranışlarda bulunur ve ünü bir kat daha artar. Hatta sefer sırasında düşman olduğu halde canı pahasına da olsa Pertev isminde bir İran askerini de nehirde boğulmaktan kurtarır. Bu sayede Pertev’lede çok iyi dost olurlar. Bir başka İran seferinde Cezmi, Adil Giray’la tanışır. Cezmi bu savaşlarda gösterdiği kahramanlık sayesinde Adil Giray’ın teveccühünü kazanır. Devamını Okuyun
Karagöz ile Hacivat
| Hacivat ve Karagöz / Seçme Hikayeler Zeynep Üstün |
Orhan Gazi babası Osman Bey’in anısına o dönem ki başkent Bursa’da büyük bir camii yaptırmaya karar vermiş. Emrindeki bütün mimarları çağırmış huzuruna. “Babam Osman Gazi’nin anısına güzel olduğu kadar görkemli bir camii yapılmasını istiyorum. En güzel projelerinizi yapın getirin bana.” demiş onlara. Kısa bir süre sonra bütün mimarlar en güzel projeleriyle Orhan Gazi’nin huzuruna gelirler. Bütün projeleri tek tek inceleyen Orhan Gazi içlerinden en beğendiğinin sahibi mimarı çağırtmış ve ona kusursuz bir işçilik istediğini söylemiş; “Yörenin en iyi ustaların bulacaksın ve en kaliteli malzemeleri kullanacaksın, hiçbir masraftan da kaçınmayacaksın” diye de belirtmiş. Mimarbaşı birkaç gün içerisinde ülkenin dört bir tarafından en iyi ustaları toplamayı, en kaliteli ve güzel malzemelerin getirtilmesini sağlamış ve sultanın huzuruna çıkmış. Mimarbaşı; “Padişahım” demiş, “Yörenin en iyi duvar, demir, ahşap ustalarıyla en becerikli hat sanatçıları ve nakkaşlarını topladım. İnşatta kullanılacak bütün malzemeler kılı kırk yararak seçildi. Biz hazırız, emir verirsen hemen başlamak isteriz bu kutlu işe” Mimarbaşı’nın anlattıklarından son derece memnun görünen Orhan Gazi, ” Mimarbaşı beni çok iyi dinle” demiş. “Söylediklerin güzel, hemen başlayabilirsiniz camiyi inşa etmeye ama aç kulaklarını dinle şimdi. Bil ki bu camii benim için çok önemli. Bu yüzden ,her kim ki inşaatın yavaşlamasına veya işlerin aksamasına sebep olursa o an kellesini vurdururum. Şimdi çıkın gidin başlayın camiyi yapmaya.”
Devamını Okuyun
Sodom ve Gomore - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
| Sodom ve Gomore Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
KİTABIN ADI : SODOM VE GOMORE
KİTABIN YAZARI : Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İletişim Yayınları İSTANBUL
BASIM YILI : 1984
Kitabın Konusu
İstanbul’un işgali ve İstanbul halkının işgale karşı gösterdiği tepkiler.
Kitabın Özeti
Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştir.Osmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin heryeri kargaşa içindedir. 1921’lerin İstanbul’u, İngilizler şehri işgal etmiş ve saray buna sessiz kalmıştır. İstanbul, Anadolu’ dan kopuk ayrı bir dünya gibidir, tıpkı Sodom ve Gomore gibi.Tanrının lanetlediği şehirlerden ikisidir. İstanbul kızları İngiliz subaylarıyla beraber olmaktan gayet mutludurlar. Leyla’da bunlardan biridir.Bu nazik kızlarımız Kuvayi Milliyetçileri yabani dağ insanı olarak görmekte,hatta tiksinmektedirler. Devamını Okuyun
Çocuk Kalbi - Edmondo De Amicis
Site kullanıcılarının isteği üzerine eklenmiştir, incelemenin devamında özeti okuyabilirsiniz, iyi çalışmalar dileriz.
| Çocuk Kalbi Edmondo De Amicis |
A) BİÇİMSEL ÖZELLİKLER
1) KİTABIN OYLUMU : Kitap 26 cm boyunda,14 cm genişliğinde ve 32 sayfadır. Hacim ve kalınlık bakımından ilköğretim 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin yaşına ve gelişimine uygundur. Fakat 5.sınıflarda okuyabilir.
2) KİTABIN BASKISI : Kitap dayanıklı ve mat bir kağıda basılmıştır.
3) KİTABIN CİLTLENMESİ : Ciltleme telle yapıldığı için dayanıklıdır.
4) KİTABIN KAPAĞI : Kitabın kapağı kalın ve kaliteli bir kartondan yapılmıştır. Kapağın resmi canlı ve çekici değil tam tersi soluk renklerle boyanmıştır. Kapağın resmi konuyla alakalıdır. Kapaktaki yazılar siyah renkle yazılmıştır. Yazıların rengi resmin rengine göre daha uyumludur.
TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatının,1860’ta Şinasi’nin Agah Efendi ile birlikte çıkarttıkları Tercüman-ı Ahval gazetesi ile başladığı kabul edilmektedir.
Tanzimat edebiyatının sürdüğü dönem,demokratik hak ve özgürlükleri, yönetici-sanatçı ilişkileri yönünden farklı nitelikler taşır.Tanzimat dönemi iki süreç yaşamıştır.Birincisi 1877’de II.Abdulhamit’in Meşrutiyet Meclisi’nin çalışmalarını durdurmasına kadar geçen, demokratik hak ve özgürlüklerin kullanıldığı süre, ikincisi 1877’den sonra başlayan baskıcı yönetimin, sanat ve edebiyatı etkilediği süre.Bu nedenle Tanzimat edebiyatı; Birinci Dönem(1860-1877) ve İkinci Dönem (1877-1896) olarak iki dönemde ele alınmıştır.
TANZİMAT EDEBİYATINDA İLKLER
İlk resmi gazete : Takvim-i Vekayı (1831
İlk yarı resmi gazete : Ceride-i Havadis (1840)
İlk özel Türkçe gazete : Şinasi, Agah Efendi, Tercüman-ı Ahval (1860)
İlk mizahi gazete : Teador Kasap, Diyojen (1870
İlk eleştiri : Namık Kemal, Tahrib-i Harabat….
İlk makale : Şinasi, Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi
İlk yazılan tiyatro : Şinasi, Şair Evlenmesi (1859
İlk oynanan tiyatro : Namık Kemal, Vatan Yahut Siliste
İlk yerli roman : Şemsettin Şinasi, Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (1872)
İlk çeviri roman : Yusuf Kamil İlk edebi roman : Namık Kemal, İntibah (1876) Paşa, Terceme-i Telemak(Fenelon 1859
Devamını Okuyun
Suna’nın Serçeleri - Gülten DAYIOĞLU
| Suna’nın Serçeleri Gülten DAYIOĞLU |
Kitabın Özeti:
Suna çok yaramaz bir kızdı. Mahallenin erkek çocuklarının toplarını çalmayı çok severdi.Çünkü onlar onu ayaktopuna almazlardı.Gene bir gün onların topunu aldı ve onlardan kaçtı.En sonunda yoruldu.onlara top karşılığı bir söz vermelerini istedi onu da alacaklardı oyuna.Çocuklar zar zor kabul etti.Bir gün top oynarlarken top bahçeye kaçtı.Bahçe sahibi sinirli bir kadındı ama evde yoktu.Suna gitti topu aldı fakat top elinden kaçtı.Suna’nın önünde işçiler kireç kuyusunda kireç söndürüyorlardı.Suna dengesini kaybedip kuyuya düştü.Her yeri yandı.Bir yıl okula gidemeyecekti.Suna hiç konuşmuyordu.Aylarca evdeki koltuğunda oturmaktan sıkılıyordu.Bir gün her yeri kar kaplamıştı.Pencereye bir serçe kondu. Annesi onu içeri aldı ve karnını doyurdular.Sonra saldılar. Suna salmak istememişti. Çünkü onu çok sevmişti. Serçe onu mutlu etmişti.Annesi gene gelir bu karda kışta başka nereye gidecek dedi.Ertesi gün birkaç arkadaşı ile geldi.Daha sonra 17 oldu. Suna çok mutluydu. Devamını Okuyun

